Ülkemizin gözbebeği İstanbul, İstanbul’un da incisi olan Haliç üzerinden algı yaparak “Haliç Yeniden Canlanıyor” diye bir paylaşım yapanlar, kendileri de çok iyi biliyorlar ki işin aslı öyle değil. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Haliç’in kurtarılma hikâyesine birlikte bakalım;
İstanbul’un gözbebeği olan Haliç, diğer adıyla Altınboynuz, üzerinde sandal sefalarının yapıldığı, sularında balıkların tutulduğu muhteşem bir tabiat harikasıydı.
Haliç, etrafının fabrika ve sanayi tesisleriyle çevrilmesi ve özellikle 1950’li yıllardan itibaren başlayan göç dalgasıyla birlikte her geçen gün daha fazla kirlenmiştir.
Sanayi tesislerinin atıkları ve evsel atıksuların Haliç’e deşarj edilmesi neticesinde kirlilik her geçen gün daha da artmış, bununla birlikte hiçbir tedbir de alınmayınca altınboynuz zamanla bataklığa dönüşmüştü.
1994 yılından önce ağır kokuların yükseldiği Haliç, hiçbir canlının yaşayamadığı, adeta bir bataklık halindeydi. Su yerine balçık şeklinde bir çamur tabakası oluşmuştu. Atıksular ve çamurla tamamen dolmuş olan Haliç’in rengi değişmiş, pis kokusu uzaklardan hissedilir hale gelmiş, deniz motorları ile ulaşım durmuştu.

Haliç adeta bir lağım çukuruna dönüşmüştü. O dönemde Haliç’te ve kıyılarda hiçbir canlı yaşayamadığı gibi, pis koku kilometrelerce öteden hissedilmekteydi. İstanbul’daki bütün plajlar kapatılmış, denize girilebilecek hiçbir yer kalmamıştı.
Organik maddelerin havasız ayrışmasından doğan metan, hidrojen sülfür gibi gazların kokusu kilometrelerce öteden hissedilir hale gelmişti. Velhasıl Haliç utanılacak bir durumdaydı.
Bütün bunlar beraberinde sağlık problemlerinin artmasına sebep olmuştu. Vatandaş artık bu pis kokudan illallah etmişti. Haliç’in bu kirliliği sadece İstanbulluların değil bütün ülkenin gündemindeydi.
1994 öncesi İstanbul’da meydana gelen atık suların sadece %5’i ön arıtmadan geçiyor, günlük 2 milyon m3 atıksuyun %95’i olan 1,9 milyon m3 atıksu Haliç’e ve denize dökülüyordu. Bu, tam bir çevre felaketi idi. Dönemin Belediye Başkanı, Haliç’i dolduralım ve büyük bir park haline getirelim düşüncesindeydi.
1994 yılından önce CHP tarafından yönetilen İstanbul’da bilhassa susuzluk, şehrin en büyük problemiydi. Susuzluk sebebiyle şehir adeta kerbelaya dönmüş, salgın hastalıklar baş göstermekteydi.
Musluklardan günlerce değil, aylarca su akmadığı için vatandaşlar semtler arası mekik dokuyordu. Kadınlar ellerinde bidon ve kovalarla su tankeri yolu gözlüyordu. Şehirde su turizmi başlamıştı.
Suya hasret kalmış İstanbullular isyan bayrağını açmış, her gün İstanbul Büyükşehir Belediyesinin önünde protesto gösterileri yapıyordu. Belediye şehri yönetemiyordu.
Bir yandan susuzluk, bir yandan pislik etrafı sarmıştı. Şehri çevreleyen çöp dağları ve açıktan akan lağım dereleri yüzünden İstanbullu artık nefes alamıyordu. En kalabalık caddelerde bile çöp dağları oluşmuştu. Ama kimsenin kılı kıpırdamıyordu.

İstanbullular yollarda yürürken burnunu kapatıyor, adeta pislik içinde yaşıyordu. Bu sıkıntılar 1993 yılında bir ağıta dönüştü. Bir çöp dağına dönüşen Ümraniye’deki Hekimbaşı çöplüğünde biriken metan gazı sıkışma sebebiyle bir volkan gibi patladı.
Bu çöp faciası neticesinde 40 gecekonduyu yuttu ve 38 vatandaşımız hayatını kaybetti. Çocuklara ve kadınlara mezar olan çöplükten geriye tarifi zor acılar kaldı.
Bütün bu çileler 1994 belediye seçimleriyle birlikte son buldu ve İstanbul aradığı kahramanı buldu. 27 Mart 1994’te Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Beni de İSKİ Genel Müdürü olarak vazifelendirdi.
İşe başlamak için bu şehrin manevi sahibinden yani Eyüp Sultan Hazretlerinden izin almak gerekir düşüncesiyle 5 Mayıs 1994 Cuma günü Eyüp Sultan’a giderek ziyarette bulundum. Orada Haliç’in pis kokusu genzimi yaktı. “Bu mukaddes makamı kurtarmak da senin vazifen Veysel.” diyerek İSKİ’nin yolunu tuttum.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde şehrin problemlerini masaya yatırdık ve bir bir çözdük. İlk olarak 1 Ocak 1995 tarihinde şehirde bütün musluklardan su akacak dedik ve o tarihten itibaren bir daha su kesintisi olmadı.
Ben İstanbul’un su meselesini halledince Üniversiteme geri dönmek için Sayın Başkanım Recep Tayyip Erdoğan’dan izin isteyince “Veysel Hoca deli misin Haliç ne güne duruyor” deyince 1997 Yılını Haliç Yılı ilan ettik.
Sıra Haliç’e gelmişti. Haliç’i kurtarmak için Dünyanın en büyük çevre koruma projesini tatbik ettik. Haliç’i kurtarmak için 4 temel hususu yerine getirmek gerekiyordu.
- Haliç’te 30-40 yıldan beri biriken 5 milyon m3 çamur tabakasının temizlenmesi.
- Haliç’e giren evsel ve sanayi atıksularının girişini engellemek,
- Geçmişte Toplanamayan çöplerin düzenli toplanması ve bertaraf edilmesi,
- Derelerin ıslahı,
Çamur tabakasının temizlenmesi, çöplerin düzenli toplanması ve bertarafı ile ilgili işlemler İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldı. Dere ıslahları müştereken, Atık suların Haliç’e girişini engelleyecek olan bütün altyapı tesisleri de İSKİ tarafından yapıldı.
Haliç’teki ilk hedef çamurların temizlenmesi ve kokunun giderilmesiydi. İBB Haliç tabanındaki 5 milyon m3 çamuru, Dünyada nadir olarak uygulanan bir teknolojiyle, bir boru hattı vasıtasıyla Alibeyköy’deki eski bir taş ocağına pompalamıştır.
Burada çöken çamurun üst kısmındaki duru su filtrelerden süzülerek tekrar Haliç’e verilmiştir. Taşocaklarına basılan çamurun kuruması ve zeminin sağlamlaşmasının ardından bu araziye İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük eğlence merkezi olan Vialand projesi inşa edildi.
Projenin ikinci kısmı ise Haliç’e deşarj edilen atıksuları toplamak ve arıtmaktan geçiyordu. Burada İSKİ olarak Kuzey ve Güney Haliç Projesini geliştirdik ve Haliç’e deşarj edilen atıksuları toplayıp arıtmaya tabi tuttuk.
1- Kuzey Haliç Projesi,
Haliç’in kuzeyinden, Haliç’e giren atıksuları kesmek maksadıyla Cendere’den başlayarak Baltalimanı’na kadar, uzunluğu 30-40 km, çapı 3,6 m’ye varan dev tüneller, kollektörler inşa edilerek bütün bu atık sular toplanıyor, Baltalimanı’na kadar getiriliyor.
Kâğıthane, Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş ve Sarıyer ilçelerinin atıksuları kolektörler vasıtasıyla Baltalimanı ön tasfiye tesislerine getirilerek, burada arıtmadan geçiriliyor. Daha sonra da atıksu arıtma tesisinde arıtıp Boğaz’ın 76 metre derinliğinde Karadeniz’e giden dip akıntısına veriliyor.
Böylece Haliç’in kuzeyinden atıksu girişi engellenmiştir. Göktürk köyü civarından gelen atık suları toplayacak 15 km uzunluğunda bir atıksu kollektörü ile oradan gelen atıksular da kesilmiştir.
Kuzey Haliç mega projesinin en önemli adımlarından birisi olan bu tesisin hizmete alınması ile hem Haliç hem de Marmara Denizi’nin kirlenmesi önlenmek suretiyle, İstanbullulara daha sağlıklı ve temiz bir çevre meydana getirilmiştir.
2- Güney Haliç Projesi,
Özellikle Alibey ve Küçükköy deresinde atıksu kolektörleri yaptık. Silahtarağa’ya bir terfi merkezi inşa ettik, bütün atıksuları topluyor, Yenikapı’ya getiriyor burada arıttıktan sonra Ağırkapı’dan yine Boğaz’ın dip akıntısına verdik. Böylece Haliç’e kuzeyden ve güneyden herhangi bir atıksu girişi olmadı.
Eminönü civarında çok zor olduğu için yıllardır yapılamamış bir atıksu toplayıcı hattı inşaatını özellikle Unkapanı Köprüsü ile Sarayburnu arasındaki problemi çözmek içinde Türkiye’de ilk defa ‘köstebek’ diye tabir edilen, yer altından boru itme metoduyla inşaatı tamamladık hizmete açtık.
Günlük 300.000 m3 atıksu Yenikapı’ya, günlük 300.000 m3 atıksu da Baltalimanı’na gidiyor. Düşünebiliyor musunuz daha önce günde 600.000 m3 atıksu Haliç’e akıyordu?
Bütün bunların neticesi olarak Haliç’in su kalitesi düzelmiş, kaybolan balık ve deniz canlıları geri gelmiş ve koku problemi kontrol altına alınmıştır. Tekrar hayat bulan Haliç’te koku olmadan artık balık tutuluyor, kayık yarışları yapılabiliyor.

Ayrıca Haliç ve civarında büyük bir kentsel dönüşüm yapılmış, Koç Müzesi, Haliç Kongre Merkezi, Miniatürk gibi tesisler yapılmış ve bu bölge eskiden olduğu gibi İstanbul’un değerli mekânlarından biri haline gelmiştir.
İstanbul’da daha önceki 50 yılda yapılan tesislerin katbekat fazlası Sayın Recep Tayyip Erdoğan döneminde 4 yılda yapılmıştır. İşte çevrecilik budur.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ; 630 milyon dolarlık Haliç Çevre Koruma Projesi ile çarpık yapılaşma ve atıksu kirliliği sebebiyle yok olma noktasına gelen Haliç’i İstanbul’a yeniden kazandırmıştır.
Kısa bir zaman sonra, Haliç’te 41 tür balık ve su canlısı yaşamaya başlamış, çevre düzenlemeleriyle Haliç eski güzelliğine kavuşmuş, insanlar mesire yeri olarak kullanmaya başlamıştır. Haliç, bataklıktan kurtarılmak suretiyle altın boynuz haline getirilmiştir.
Çok geniş kapsamlı olmasına rağmen çok kısa bir zamanda tamamlanan Haliç Çevre Koruma Projesi için yaklaşık 520 milyon dolar harcanmıştır.
2002 yılında Japonya’da metropol belediyelerin çevre projeleri ile alakalı bir yarışma düzenlendi. Bu yarışmaya Haliç çalışmaları ile İSKİ olarak Büyükşehir Belediyesi adına iştirak edildi. Bu projeye ait hazırlanarak gönderildi. Haliç Projemiz dünya metropol belediyelerin çevre projeleri arasında birincilik ödülü aldı.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde ve sonraki süreçte Haliç İstanbul’a yakışır bir şekilde korunmuş ve İstanbul’un incisi olarak korunmuştur.
Özellikle Haliç’deki temizliğin işareti olarak balık türleri artığı gibi, yunus balıkları da Haliç’te sürekli görülür olmuştur.
Ülkemizde taraflı tarafsız her kesimin takdirle karşıladığı bu muazzam projeye, birilerinin çıkıp “Haliç’i mahvetmişler” demesi akla, mantığa ve iz’ana sığmaz. İstanbul’da Su ve Atıksuyun işletilmesi ve yönetilmesi büyük bir tecrübe ile hizmet aşkı gerektiriyor. Acaba malum zihniyet çevreyi ve Haliç’i kirletmeye başladı da kamuoyuna şimdiden bunun bahanesini mi hazırlamaya çalışıyor. Malum geçen sene de su yetmiyor diye bir polemik başlatmışlardı. Konuşmayı bırakınız iş yapın iş, hizmet üretin hizmet….
Biz mühendislerin bir denklemi vardır: Laf + İş = sabit. Yani ne kadar çok konuşulursa o kadar az iş yapılır. Biz iş yapmaktan anlatmaya fırsat bulamadık.

Bu vesile ile bütün milletimizin Ramazan Bayramını gönülden tebrik ederim.
Prof. Dr. Veysel Eroğlu (Orman ve Su İşleri Eski Bakanı – Cumhurbaşkanı Irak Özel Temsilcisi)

Yorum Yazın