A1 Capital tarafından yayımlanan araştırma ürününde, ECB açısından bugünkü toplantının temel başlığının yalnızca mevcut enflasyon seviyesi değil, enerji kaynaklı fiyat baskılarının kalıcı hale gelip gelmeyeceği olduğu ifade edildi.
Euro Bölgesi’nde enflasyonun yeniden yüzde 2 hedefinin belirgin şekilde üzerine çıktığı, özellikle enerji fiyatlarındaki yükselişin ECB’nin hareket alanını daralttığı aktarıldı. ECB’nin petrolün mevcut seviyesinden ziyade yüksek enerji maliyetlerinin önümüzdeki aylarda üretici ve tüketici fiyatları, ücretler ve hizmet enflasyonu üzerindeki etkisini değerlendirdiği belirtildi.
Bugünkü ECB toplantısında 25 baz puanlık faiz artışının ana senaryo olduğu, böylece mevduat faizinin yüzde 2,25’ten yüzde 2,50’ye yükselmesinin beklendiği ifade edildi. ECB’nin karşı karşıya olduğu temel riskin, enerji şokunun geçici bir manşet enflasyon artışından kalıcı bir enflasyon sürecine dönüşme ihtimali olduğu kaydedildi.
Araştırmada, ECB’yi faiz artışına yönelten nedenler arasında Euro Bölgesi yıllık enflasyonunun temmuzdaki yüzde 2,9 seviyesinden ağustosta yüzde 3,3’e yükselmesi gösterildi. Aynı dönemde enerji enflasyonunun yüzde 10,3’ten yüzde 14,3’e çıktığı ve enerji şokunun enflasyon verilerinde daha belirgin hale geldiği ifade edildi.
Brent petrolün 100 doların üzerine çıkmasının da ECB açısından önemli bir risk oluşturduğu belirtildi. Orta Doğu’daki çatışmaların yeniden şiddetlenmesinin petrol ve enerji maliyetlerinin yüksek kalabileceği endişesini artırdığı, ECB’nin ise bu gelişmenin ulaştırma, üretim, gıda, hizmet ve ücretler üzerindeki etkisini izlediği aktarıldı.
Euro Bölgesi ekonomisinin faiz artışını tamamen engelleyecek ölçüde zayıf olmadığına dikkat çekildi. Ağustos bileşik Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nin (PMI) 52,0 seviyesinde bulunduğu ve ekonomik aktivitenin genişleme bölgesinde kalmayı sürdürdüğü, özel sektör ihracat siparişlerinin ise dört buçuk yıl sonra ilk kez arttığı ifade edildi.
ECB’nin kredibilitesinin de karar üzerinde etkili olabileceği belirtildi. Haziran ayında enerji kaynaklı enflasyon riskleri nedeniyle mevduat faizinin 25 baz puan artırılarak yüzde 2,25’e çıkarıldığı, o dönemde 2026 yılı ortalama enflasyon tahmininin yüzde 3,0 olduğu, mevcut enflasyonun ise yüzde 3,3’e yükseldiği hatırlatıldı.
25 baz puanlık faiz artışının büyük ölçüde fiyatlanmış durumda olduğu, bu nedenle faiz artırmamanın euroda değer kaybı ve kısa vadeli enflasyon beklentilerinde yükseliş riskini beraberinde getirebileceği değerlendirildi.
ECB’nin bugünkü yüzde 3,3 seviyesindeki enflasyondan ziyade 2027 yılındaki enflasyon görünümünü güvence altına almaya çalıştığı ifade edildi. Reuters anketinde ekonomistlerin 2026 enflasyon tahminini yüzde 2,9’a yükselttiği ve enflasyonun yüzde 2 hedefine dönüşünün ancak 2027 sonlarına doğru gerçekleşmesinin beklendiği aktarıldı.
Bununla birlikte ağustos ayındaki enflasyon bozulmasının büyük ölçüde enerji fiyatlarından kaynaklandığına dikkat çekildi. Enerji hariç enflasyonun yüzde 2,2 seviyesinde bulunduğu, hizmet enflasyonunun ise yüzde 3,3’ten yüzde 3,0’a gerilediği belirtilerek, enerji şokunun henüz geniş tabanlı bir çekirdek enflasyon sorununa dönüştüğüne ilişkin kesin kanıt bulunmadığı ifade edildi.
Bu çerçevede olası 25 baz puanlık faiz artışının klasik bir sıkılaştırma hamlesinden ziyade, enerji kaynaklı enflasyon risklerine karşı bir “sigorta faiz artırımı” olarak değerlendirilebileceği aktarıldı.
A1 Capital’in değerlendirmesinde TCMB açısından ise bugünkü toplantıda temel konunun yalnızca mevcut enflasyon seviyesi değil, önümüzdeki aylarda enflasyonun izleyeceği patika ile enerji, kur ve beklentiler kanalından oluşabilecek yeni riskler olduğu ifade edildi.
Temmuz toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tutan TCMB’nin, jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarının yeniden yükseldiğine ve bunun enflasyon üzerindeki etkilerinin yakından izlendiğine dikkat çektiği belirtildi.
Küresel enerji fiyatlarındaki yeni yükselişin TCMB açısından doğrudan para politikası denklemine giren bir risk olduğu kaydedildi. Değerlendirmede, faiz indirimi için alan bulunup bulunmadığından ziyade mevcut reel faiz tamponunu azaltmanın zamanlamasının önem taşıdığı ifade edildi.
Türkiye açısından petrol fiyatlarındaki yükselişin yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, enerji ithalatı nedeniyle enflasyonu, cari dengeyi ve döviz talebini de etkilediği belirtildi. Petrol ve doğal gaz maliyetlerindeki artışın enerji ve ulaştırma fiyatlarından üretim ve lojistik maliyetlerine, buradan da mal ve hizmet fiyatlarına yayılabileceği aktarıldı.
TCMB’nin dezenflasyon süreci ile Türk lirasına olan güveni aynı anda koruması gerektiği ifade edildi. Faizin erken indirilmesi durumunda iç talep koşullarının gevşemesinin yanı sıra TL’de kalmayı destekleyen reel getirinin de azalabileceği, bunun döviz ve altın talebini artırarak kur beklentilerini olumsuz etkileyebileceği belirtildi.
Para politikasının başarısının politika faizinin seviyesinin yanı sıra beklenen enflasyona göre reel faiz, rezerv birikimi, dolarizasyon eğilimi ve kur istikrarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Küresel merkez bankalarının yeniden daha şahin bir tutuma yöneldiği ortamda TCMB’nin hızlı bir gevşeme sürecine girmesinin Türkiye’nin faiz farkını daraltabileceği ve TL varlıkların göreli cazibesini azaltabileceği değerlendirildi. ECB’de faiz artışının beklendiği, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) sıkılaşmaya yöneldiği ve ABD Merkez Bankası (Fed) tarafında da faiz artışı tartışmalarının yeniden güçlendiği aktarıldı.
Brent petrolün 100 dolar civarında seyretmesinin Türkiye açısından hem enflasyon hem de ithalat faturası ve cari denge bakımından ek risk oluşturduğu ifade edildi.
Bu kapsamda TCMB açısından faizi bir toplantı daha yüksek seviyede tutmanın maliyetinin kredi ve finansman koşullarının bir süre daha sıkı kalması olduğu, ancak erken faiz indirimi sonucunda kur ve enflasyon beklentilerinin bozulmasının daha yüksek maliyet yaratabileceği belirtildi.
Değerlendirmede, TCMB’nin mevcut aşamada önceliğinin faiz indirimlerini hızlandırmak yerine indirim döngüsünün güvenilirliğini korumak olması gerektiği ifade edildi.
A1 Capital’in şirket haberleri bölümünde ise AKHAN’ın, 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen FOODIST 2026 Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı’na katıldığı belirtildi. Şirketin fuarda yaklaşık 10 milyon dolar tutarında yeni sipariş hacmi yakaladığı ve bu gelişmenin gelecekteki faaliyetler üzerinde olumlu etki yaratmasının beklendiği aktarıldı. Şirketin 2026 yılının ilk altı ayı itibarıyla nakit ve nakit benzerleri varlıklarının yaklaşık 623 milyon TL seviyesinde olduğu da ifade edildi.
BNTAS’ın ise yatırım programı kapsamında entegre tesis yatırımının tamamlanmasına yönelik inşaat çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Rulo ambalaj çeliğinin ebatlandırılması, kesilmesi ve levha ile baskılı levha olarak iç ve dış pazarlara satılmasına yönelik işlemlerin planlı şekilde devam ettiği kaydedildi.
BORSK tarafından, Yıldız Holding’den Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş. paylarının devralınmasına ilişkin sürecin tamamlandığı açıklandı. Satışa konu payların 9 Eylül itibarıyla şirket tarafından devralındığı, işlem sonucunda şirketin toplam şeker üretim kotası içindeki payının yüzde 2,5’ten yüzde 5’e yükseldiği ifade edildi. Böylece Bor Şeker’in kamu ve kooperatif sahipliğindeki şirketlerin ardından Türkiye’nin en yüksek şeker üretim kotasına sahip şirket haline geldiği aktarıldı.
GLCVY’nin, Akbank’ın 9 Eylül’de gerçekleştirdiği tahsili gecikmiş alacak satışında toplam 1 milyar 548 milyon TL anapara büyüklüğündeki üç bireysel ağırlıklı karma portföyün ihalesini en yüksek teklifi vererek kazandığı belirtildi. İhale sonuçlarının Akbank Yönetim Kurulu’nun onayına bağlı olduğu, onay sonrasında sözleşme ve devir sürecinin başlatılacağı ifade edildi.
JANTS’ın bağlı ortaklığı JMW Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin, Togg tarafından yürütülen yeni bir araç programı kapsamında geliştirme, doğrulama ve seri üretim süreçleri için tedarikçi olarak seçildiği açıklandı. Projenin bağlı ortaklığın faaliyet hacmi ve uzun vadeli büyüme hedeflerine olumlu katkı sağlamasının beklendiği aktarıldı.
KZGYO’da Kuzu Toplu Konut İnşaat A.Ş.’nin sahip olduğu şirket sermayesinin yüzde 3’üne karşılık gelen 6 milyon TL nominal değerli payların, pay başına 21 TL fiyatla Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’ye toptan alış satış işlemleri kapsamında 10 Eylül’de satılacağı belirtildi.
RGYAS’ın müşterek yönetime tabi ortaklığın yüzde 50 payı için 68,9 milyon euro tutarında satın alım fiyatı belirlediği, bu tutara göre hedef şirketin yüzde 100 payına karşılık gelen toplam değerinin 137,8 milyon euro olduğu ifade edildi.
VANGD’nin kira sözleşmesine konu fabrika, makine, teçhizat, taşıtlar ve diğer varlıklarla ilgili İstanbul 26. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ihtiyati tedbir kararı verildiği aktarıldı. Ara karar kapsamında sözleşmeye konu varlıkların alt kiraya verilmesi, üçüncü kişilere devredilmesi, satılması veya tesis dışına çıkarılmasının tedbiren engellendiği, kiralananların şirkete tedbiren teslimine karar verildiği belirtildi. Yargılama sürecinin ise devam ettiği ifade edildi.
Pay alım satım haberlerinde Serkan Bahadır’ın BAHKM paylarında gerçekleştirdiği alımlar sonucunda şirketteki pay oranının yüzde 60,026’ya yükseldiği belirtildi. Önder Bülbüloğlu’nun BVSAN paylarında gerçekleştirdiği satış sonrasında doğrudan pay oranının yüzde 17,94’e gerilediği aktarıldı.
Tarzan Tarık Sarvan’ın CWENE paylarında 11 milyon 415 bin 836 TL nominal tutarlı satış yaptığı ve pay oranının yüzde 48,68’e düştüğü belirtildi. Bulls Portföy Yönetimi A.Ş. bünyesindeki fonların da CWENE’de 10 milyon nominal pay satışı gerçekleştirdiği, fonların fiili dolaşımdaki pay oranının yüzde 14,64’e gerilediği ifade edildi.
EFOR Holding’in EFOR Yatırım Sanayi Ticaret A.Ş. paylarında 18,50 TL fiyattan 23 milyon 217 bin 478 TL nominal tutarlı alım yaptığı ve pay oranını yüzde 6,58’e yükselttiği aktarıldı.
Gökhan Saygı’nın FLAP paylarında gerçekleştirdiği alım sonrasında pay oranının yüzde 12,99’dan yüzde 13,10’a çıktığı, Mehmet Kutman’ın GLYHO paylarında 200 bin TL nominal tutarlı alım yaptığı ve pay oranının yüzde 36,338’e ulaştığı belirtildi.
Bank of America Corporation’ın iştiraki Merrill Lynch International aracılığıyla HATEK paylarında net 295 bin 764 adet alım gerçekleştirdiği ve dolaylı pay oranının yüzde 5,032 seviyesine ulaştığı ifade edildi.
Orhun Kartal’ın KGYO paylarında 4 milyon 200 bin adet alım yaptığı ve pay oranını yüzde 55,15’e yükselttiği, Yusuf Şenel’in ise MAGEN paylarında 4 milyon 4 bin 569 TL nominal tutarlı alım gerçekleştirdiği aktarıldı.
Tera Portföy fonlarının MANAS paylarında gerçekleştirdiği işlemler sonucunda toplam pay oranının yüzde 14,470253’ten yüzde 15,799868’e yükseldiği belirtildi. Aynı portföylerin TMPOL paylarında yaptığı alımlarla toplam pay oranının yüzde 24,784233’ten yüzde 25,169347’ye çıktığı ifade edildi.
Cevahir Taahhüt İnşaat ve Ticaret A.Ş.’nin TKFEN paylarında 100 bin adet karşılığı 21,3 milyon TL tutarında alım gerçekleştirdiği, birlikte hareket eden taraflarla toplam pay sahipliği oranının yüzde 36,707’ye ulaştığı aktarıldı.
Başlık: ECB ve TCMB kararları öncesi piyasalarda enflasyon ve enerji riski öne çıktı
Spot: İstanbul, 10 Eylül (Hibya) - A1 Capital, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplantıları öncesinde enerji fiyatları, enflasyon görünümü ve faiz politikalarına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Haber metni: A1 Capital’in araştırma ürününde yer alan değerlendirmede, ECB açısından bugünkü toplantıda temel meselenin yalnızca mevcut enflasyon seviyesi değil, enerji kaynaklı fiyat baskılarının kalıcı hale gelip gelmeyeceği olduğu ifade edildi.
Euro Bölgesi’nde enflasyonun yeniden yüzde 2 hedefinin belirgin üzerine çıkması ve enerji fiyatlarındaki yükselişin ECB’nin hareket alanını daralttığı aktarıldı. Merkez bankasının petrolün mevcut seviyesinden ziyade yüksek enerji maliyetlerinin önümüzdeki aylarda üretici ve tüketici fiyatlarına, ücretlere ve hizmet enflasyonuna ne ölçüde yansıyacağını değerlendirdiği belirtildi.
A1 Capital’in değerlendirmesinde, ECB’nin 25 baz puanlık faiz artışıyla mevduat faizini yüzde 2,25’ten yüzde 2,50’ye yükseltmesinin piyasanın ana senaryosu olduğu kaydedildi. ECB’nin faiz artırma ihtiyacının yalnızca enflasyonun yüzde 3,3 seviyesine çıkmasından kaynaklanmadığı, asıl riskin enerji şokunun geçici bir manşet enflasyon artışından kalıcı bir enflasyon sürecine dönüşmesi olduğu ifade edildi.
Euro Bölgesi yıllık enflasyonunun temmuzdaki yüzde 2,9 seviyesinden ağustosta yüzde 3,3’e yükseldiği, enerji enflasyonunun ise yüzde 10,3’ten yüzde 14,3’e çıktığı aktarıldı. Böylece enerji şokunun enflasyon verilerindeki etkisinin daha belirgin hale geldiği belirtildi.
Brent petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkmasının da ECB açısından önemli bir risk unsuru olduğu ifade edildi. Orta Doğu’daki çatışmaların yeniden şiddetlenmesinin petrol ve enerji maliyetlerinin yüksek kalabileceği endişelerini artırdığı, ECB’nin ise enerji maliyetlerinin ulaştırma, üretim, gıda, hizmet ve ücretler üzerindeki olası etkilerini izlediği kaydedildi.
Euro Bölgesi ekonomisinin faiz artışını tamamen engelleyecek kadar zayıf olmadığına dikkat çekilen değerlendirmede, ağustos bileşik Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nin (PMI) 52,0 seviyesinde ve ekonomik aktivitenin genişleme bölgesinde bulunduğu belirtildi. Euro Bölgesi özel sektör ihracat siparişlerinin de dört buçuk yıl sonra ilk kez artış gösterdiği ifade edildi.
ECB’nin kredibilitesini koruma ihtiyacının da faiz kararı üzerinde etkili olduğu belirtilirken, bankanın haziranda enerji kaynaklı enflasyon riskleri nedeniyle 25 baz puanlık artışla mevduat faizini yüzde 2,25’e çıkardığı hatırlatıldı. O dönemde ECB’nin 2026 yılı ortalama enflasyon tahmininin yüzde 3,0 olduğu, mevcut enflasyonun ise yüzde 3,3’e yükseldiği ve enerji fiyatlarının yeniden artış gösterdiği aktarıldı.
25 baz puanlık artışın büyük ölçüde fiyatlanmış durumda olduğu, bu nedenle faiz artırmamanın euroda değer kaybı ve kısa vadeli enflasyon beklentilerinde yükseliş riski yaratabileceği ifade edildi. ECB’nin mevcut yüzde 3,3’lük enflasyondan çok 2027 yılı enflasyon görünümünü güvence altına almaya çalıştığı belirtildi.
Reuters anketinde ekonomistlerin 2026 yılı enflasyon tahminini yüzde 2,9’a yükselttiği ve enflasyonun yüzde 2 hedefine dönüşünün ancak 2027 sonlarına doğru gerçekleşmesinin beklendiği aktarıldı.
Bununla birlikte, ağustos ayındaki enflasyon bozulmasının büyük bölümünün enerjiden kaynaklandığına dikkat çekildi. Enerji hariç enflasyonun yüzde 2,2 seviyesinde bulunduğu, hizmet enflasyonunun ise yüzde 3,3’ten yüzde 3,0’a gerilediği ifade edildi. Bu nedenle enerji şokunun henüz geniş tabanlı bir çekirdek enflasyon sorununa dönüştüğüne ilişkin kesin kanıt bulunmadığı belirtildi.
A1 Capital değerlendirmesinde, ECB’nin olası 25 baz puanlık faiz artışının klasik bir sıkılaştırma hamlesinden ziyade enflasyon risklerine karşı bir “sigorta faiz artırımı” olarak değerlendirilebileceği aktarıldı.
TCMB açısından ise bugünkü toplantıda mevcut enflasyon seviyesinin yanı sıra önümüzdeki aylardaki enflasyon patikasının, enerji fiyatlarının, döviz kurunun ve beklentilerin önem taşıdığı ifade edildi. Temmuz toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tutan TCMB’nin jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarının yeniden yükseldiğine ve bunun enflasyon üzerindeki etkilerinin yakından izlendiğine dikkat çektiği hatırlatıldı.
Küresel enerji fiyatlarındaki yükselişin TCMB açısından doğrudan para politikası denklemine giren bir risk olduğu belirtilirken, kararın “faiz indirimi için alan var mı” sorusundan ziyade mevcut reel faiz tamponunu azaltmanın zamanlaması üzerinden değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Türkiye’nin enerji ithalatçısı olması nedeniyle petrol fiyatlarındaki artışın yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, enflasyonu, cari dengeyi ve döviz talebini de etkileyebileceği aktarıldı. Petrol ve doğal gaz maliyetlerindeki yükselişin enerji ve ulaştırma fiyatlarının ardından üretim ve lojistik maliyetleri üzerinden mal ve hizmet fiyatlarına yansıyabileceği, döviz kurundaki eş zamanlı hareketlerin ise bu geçişkenliği artırabileceği belirtildi.
TCMB’nin dezenflasyon süreci ile Türk lirasına olan güveni aynı anda koruması gerektiği ifade edildi. Faizlerin erken indirilmesi halinde iç talep koşullarının gevşeyebileceği ve Türk lirasında kalmayı destekleyen reel getirinin azalabileceği aktarıldı. Bunun döviz ve altın talebini artırarak kur beklentilerinde bozulmaya yol açabileceği ve enflasyonist baskıların yeniden güçlenebileceği belirtildi.
Türkiye’de para politikasının başarısının yalnızca politika faizinin seviyesiyle değil, beklenen enflasyona göre reel faiz, rezerv birikimi, dolarizasyon eğilimi ve kur istikrarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Faiz indiriminin enflasyon beklentilerinin bozulmasına ve Türk lirasından çıkış algısının güçlenmesine neden olması halinde para politikasının aktarım mekanizmasının tersine çalışabileceği aktarıldı.
Küresel merkez bankalarının daha şahin bir noktaya yöneldiği ortamın da TCMB açısından karar sürecini zorlaştırdığı belirtildi. ECB’de faiz artışı beklentilerinin öne çıktığı, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) sıkılaşmaya yöneldiği ve ABD Merkez Bankası (Fed) tarafında da faiz artışı tartışmalarının güçlendiği ifade edildi.
Reuters’ın son anketinde Fed için faiz artışı bekleyen ekonomistlerin sayısının belirgin şekilde yükseldiği aktarılırken, küresel merkez bankalarının yeniden sıkılaşma eğilimine yöneldiği bir dönemde TCMB’nin hızlı gevşemesinin Türkiye’nin faiz farkını daraltabileceği ve Türk lirası cinsinden varlıkların göreli cazibesini azaltabileceği kaydedildi.
Brent petrolün 100 dolar civarına yükseldiği mevcut ortamın Türkiye açısından daha hassas sonuçlar doğurabileceği belirtilirken, enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye’de yalnızca enflasyon şoku değil, aynı zamanda ithalat faturası ve cari denge üzerinde baskı oluşturabilecek bir gelişme olduğu ifade edildi.
A1 Capital’in değerlendirmesinde, TCMB açısından faizi bir toplantı daha yüksek tutmanın maliyetinin kredi ve finansman koşullarının bir süre daha sıkı kalması olduğu, ancak erken faiz indiriminin kur ve enflasyon beklentilerini bozması halinde daha yüksek maliyetler yaratabileceği aktarıldı. Böyle bir durumda TCMB’nin yeniden sıkılaşmaya yönelmek veya likidite araçlarıyla faiz indiriminin etkilerini geri almak zorunda kalabileceği belirtildi.
Değerlendirmede, TCMB’nin mevcut aşamada önceliğinin faiz indirimlerini hızlandırmak yerine indirim döngüsünün güvenilirliğini korumak olması gerektiği ifade edildi.
Şirket haberlerinde ise AKHAN’ın, 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde TÜYAP’ta düzenlenen FOODIST 2026 İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı’na katıldığı belirtildi. Şirketin makarna ve un ürünleriyle sektör profesyonelleriyle bir araya geldiği, fuarda yaklaşık 10 milyon dolar tutarında yeni sipariş hacmine ulaşılmasının beklendiği aktarıldı. Bu gelişmenin şirketin gelecekteki faaliyetleri üzerinde olumlu etki yaratmasının öngörüldüğü kaydedildi.
AKHAN’ın 2026 yılının ilk altı ayı finansal sonuçlarına göre yaklaşık 623 milyon TL seviyesindeki nakit ve nakit benzerleri varlıklarının operasyonel açıdan yukarı yönlü pozitif etki oluşturmasının beklendiği ifade edildi. Şirketin yüksek likidite seviyesini korumaya, ihracat odaklı büyüme stratejisi kapsamında mevcut pazarlardaki payını korumaya ve yeni pazarlara yönelmeye devam ettiği belirtildi.
BNTAS tarafından, daha önce açıklanan yatırım programı kapsamında stratejik büyümenin sürdürülmesi ve entegre tesis yatırımının tamamlanması amacıyla inşaat çalışmalarının devam ettiği aktarıldı. Rulo ambalaj çeliğinin ebatlandırılması, kesilmesi, kullanılması ve levha ile baskılı levha olarak iç ve dış pazarlara satışına yönelik işlemlerin planlı şekilde sürdürüldüğü ifade edildi.
BORSK’nin Yıldız Holding A.Ş. ile yürüttüğü süreç kapsamında Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş.’nin yüzde 99,584 oranındaki paylarının 9 Eylül 2026 tarihinde devralındığı belirtildi. İşlem sonucunda şirketin toplam şeker üretim kotası içindeki payının yüzde 2,5’ten yüzde 5’e yükseldiği aktarıldı. Böylece Bor Şeker’in kamu ve kooperatif sahipliğindeki şirketlerin ardından Türkiye’nin en yüksek şeker üretim kotasına sahip şirket konumuna ulaştığı ifade edildi.
GLCVY’nin, Akbank T.A.Ş.’nin 9 Eylül’de gerçekleştirdiği tahsili gecikmiş alacak satışında toplam 1 milyar 548 milyon TL anapara büyüklüğündeki üç bireysel ağırlıklı karma portföyün ihalesini en yüksek teklifi vererek kazandığı belirtildi. İhaleye 15 varlık yönetim şirketinin katıldığı, sonuçların kesinleşmesinin Akbank Yönetim Kurulu’nun onayına bağlı olduğu aktarıldı.
JANTS’ın bağlı ortaklığı JMW Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin, Togg tarafından yürütülen yeni bir araç programında geliştirme, doğrulama ve seri üretim süreçleri için tedarikçi olarak seçildiği ifade edildi. Projenin bağlı ortaklığın faaliyet hacmine ve uzun vadeli büyüme hedeflerine olumlu katkı sağlamasının beklendiği kaydedildi.
KZGYO ortaklarından Kuzu Toplu Konut İnşaat A.Ş.’nin sahip olduğu şirket sermayesinin yüzde 3’üne karşılık gelen 6 milyon TL nominal değerli payların, pay başına 21 TL fiyatla Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’ye toptan alış satış işlemleri kapsamında 10 Eylül 2026 tarihinde satılacağı belirtildi.
RGYAS’ın Feriköy Gayrimenkul Yatırım İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin yüzde 50 payına ilişkin satın alma fiyatının 68,9 milyon euro olduğu aktarıldı. Buna göre hedef şirketin yüzde 100 payına karşılık gelen toplam değerinin 137,8 milyon euro olduğu ifade edildi.
VANGD tarafından ise Van’ın Edremit ilçesindeki taşınmazlar ile fabrika, makine, teçhizat ve diğer varlıkların kiralanmasına ilişkin dava kapsamında mahkemenin 9 Eylül’de ara karar verdiği belirtildi. Karar uyarınca kira sözleşmesine konu taşıtların, fabrika makinelerinin, teçhizatların ve diğer varlıkların alt kiraya verilmesi, üçüncü kişilere devredilmesi, satılması veya tesis dışına çıkarılması tedbiren engellendi. Söz konusu varlıkların şirkete tedbiren teslimine karar verildiği, yargılama sürecinin ise devam ettiği aktarıldı.
Pay alım satım haberlerinde BAHKM’de Serkan Bahadır’ın 8 ve 9 Eylül tarihlerinde gerçekleştirdiği alımlarla şirketteki pay oranının yüzde 60,026’ya ulaştığı ifade edildi.
BVSAN’da Önder Bülbüloğlu’nun 9 Eylül’de 95,67 TL fiyattan toplam 1 milyon 128 bin TL nominal tutarlı satış işlemi gerçekleştirdiği, doğrudan pay oranının yüzde 17,94 seviyesine ulaştığı aktarıldı. Bülbüloğlu Holding A.Ş.’nin sahip olduğu yüzde 42,49 oranındaki payların da yönetim kontrolü altında bulunduğu belirtildi.
CWENE’de Tarzan Tarık Sarvan’ın 8 Eylül’de 31,80-31,90 TL fiyat aralığından toplam 11 milyon 415 bin 836 TL nominal tutarlı satış gerçekleştirdiği ifade edildi. Ayrıca Bulls Portföy Yönetimi A.Ş. bünyesindeki fonların 10 milyon nominal adet CW Enerji payı sattığı, bu fonların fiili dolaşımdaki pay oranının yüzde 14,64’e gerilediği aktarıldı.
EFOR Holding A.Ş.’nin, 9 Eylül’de Efor Yatırım Sanayi Ticaret A.Ş. paylarında 18,50 TL fiyattan 23 milyon 217 bin 478 TL nominal tutarlı alım yaptığı ve sermayedeki pay oranını yüzde 6,58’e çıkardığı belirtildi.
FLAP’ta Gökhan Saygı’nın ortalama 11,34 TL fiyattan 106 bin 289 TL nominal tutarlı alım gerçekleştirdiği, pay oranının yüzde 12,99’dan yüzde 13,10’a yükseldiği ifade edildi.
GLYHO’da Mehmet Kutman’ın 8 Eylül’de 16,91 TL fiyattan 200 bin TL nominal tutarlı alım gerçekleştirdiği ve şirketteki pay oranının yüzde 36,338 seviyesine ulaştığı aktarıldı.
HATEK’te Bank of America Corporation’ın yüzde 100 kontrolündeki Merrill Lynch International aracılığıyla 8 Eylül’de gerçekleştirdiği işlemler sonucunda net 295 bin 764 adet pay satın alındığı ifade edildi. Dolaylı olarak sahip olunan pay oranının yüzde 5,032 seviyesine ulaştığı belirtildi.
KGYO’da Orhun Kartal’ın 9 Eylül’de 4 milyon 200 bin nominal değerli pay alımı gerçekleştirdiği ve şirketteki pay oranının yüzde 55,15’e yükseldiği aktarıldı.
MAGEN’de Yusuf Şenel’in 8 Eylül’de 4 milyon 4 bin 569 TL nominal tutarlı alım gerçekleştirdiği, pay oranının yüzde 0,809 seviyesine ulaştığı belirtildi.
MANAS’ta Tera Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen fonların 8 Eylül itibarıyla gerçekleştirdiği işlemler sonucunda toplam pay oranının yüzde 14,470253’ten yüzde 15,799868’e yükseldiği ifade edildi.
TKFEN’de Cevahir Taahhüt İnşaat ve Ticaret A.Ş.’nin 8 Eylül’de 207,70 TL ile 216,10 TL fiyat aralığından toplam 100 bin adet pay karşılığı 21,3 milyon TL tutarında alım yaptığı belirtildi. Birlikte hareket eden taraflarla birlikte Tekfen Holding A.Ş.’deki toplam pay sahipliği oranının yüzde 36,707’ye, pay adedinin ise 135 milyon 818 bin 329’a ulaştığı aktarıldı.
TMPOL’de ise Tera Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen fonların 8 Eylül itibarıyla gerçekleştirdiği alımlar sonucunda şirket sermayesindeki toplam pay oranının yüzde 24,784233’ten yüzde 25,169347’ye yükseldiği ifade edildi.

Yorum Yazın